2010 Haziranında yapılan Anayasa değişikliği referandumunda, “evet” savunanların en önemli argümanları; Bürokratik (TSK-Yargı-Siyaset Dışı Aktörler) vesayeti ortadan kaldırmak, terörü sonlandırmak, özgürlüklerin alanını genişletmek, ekonomiyi şahlandırmaktı.

Yapılan referandumda, bin bir desise ve algı çalışması ile “evet” çıktı.
Bu “Evet”in maliyetini TSK’ya kurulan kumpaslar başta olmak üzere, yargıda ki paralel yapılanma ve nihayetinde, 15 Temmuz hain darbe teşebbüsü ile millet olarak çok ağır ödedik.
Aslında olan şuydu; 2010 Haziranında vesayeti kaldıracağız, terörü sonlandıracağız, özgürlükleri genişleteceğiz, ekonomiyi şahlandıracağız diyenler, birlikte yol yürüdükleri, FETÖ’ya vesayet imkânı, ekonomik güç ve terör yapacak özgürlük imkanı vermişlerdi.
Gerçi, her ne kadar kandırıldık diye kendilerini savunmuş olsalar da, kimin kimi kandırdığının cevabı halen bulunamamıştır.
Peki, 2010 Haziranında Hayır diyeceğini açıklayanlara, başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere, AKP yetkilileri hangi suçlamayı yapmışlardı;
Vesayetçi,
Hain,
Terörist,
Vs…
Gelelim bu güne;
16 Nisan günü, yine bir Anayasa değişikliği için sandığa gideceğiz. İki seçenekli cevabı olan bir soruya cevap arayacağız. Evet veya Hayır seçeneklerinden birini tercih edeceğiz. Bu iki seçenekten hangisini tercih ederse etsin, milletin kararı başımızın üstündedir ve her seçenek için oy kullanmış vatandaşımız bizim kardeşimizdir, zira 16 Nisandan sonrada bir arada yaşayacağız ve kardeşliğimiz devam edecektir.
Peki, bu Anayasa değişikliğini önümüze getiren, evet çıkması için ölümüne çalışan iktidar ve destekçisi partinin yetkililerinin, bu değişikliği arzu etmelerinde ki gerekçeleri nelerdir diye bakacak olursak, tıpkı 2010 Haziranında ki gibi;
Bürokratik vesayeti sonlandırmak,
Teröre son vermek,
Ekonomiyi şahlandırmak,
Anayasayı Fiili duruma uydurmak,
Vs…
2010 Haziranında olduğu gibi, bunun yanlış olduğunu ve hayır tercini yapacağını söyleyenlere, bu çevrelerin getirdiği suçlamalar yine aynı oldu;
Terörist,
Vesayetçi,
Hain,
Vs…
Tedavüle sokulmak istenen, “yeni Anayasaya” maddelerine dair birçok eleştiri getirmek mümkün, ancak ben egemenliğin tek kişiye teslim edilmesi ile ilgili başlığı irdelemek istiyorum:
Mevcut Anayasamızda; Türk Milletinin egemenlik hakkını, TBMM eliyle kullanacağı derc edilmiştir. Yani millet egemenlik hakkını, seçtiği vekiller ve onlardan oluşan yürütme eliyle kullanır denilmektedir. 16 Nisanda milletten istenen ise egemenlik hakkının bir kişiye teslim edilmesi için evet demesidir.
Bence, milletin egemenlik hakkını tek kişiye teslim etmesi halinde, asıl oyun başlayacaktır. Millete dayatılacak olan ikinci aşamada ki soru;
Egemen millet kimdir?
Sayın Cumhurbaşkanının, 15 yılı bulan devri iktidarında, Türk milleti demekten itina etmesi, 36 etnik kökenden bahsetmesi, hele son günlerde yaptığı, “ümmet, İbrahimi millet” tanımlaması dikkate alınacak olursa, egemenliği ele geçirdikten sonra, Federatif yapının gereği olarak, egemen milletin ismi Türk olmaktan çıkarılacak, “Ümmet” tanımlaması getirilecektir.
Söz buraya gelmişken; bu iddiamızı güçlendirecek bir hatırlatmayı da yapmam gerekiyor. 2011 Nevruz kutlamalarında, Abdullah Öcalan’ın Diyarbakır meydanında okunan mesajında açık açık, “Misakı Milli sınırları içinde, Kürt-Arap-Türk federatif yapısının, çok kar getireceği ve Ortadoğu için model olacağı” güçlü bir şekilde vurgulanmıştır.
Sayın Cumhurbaşkanının, Lozan karşıtlığı, Misakı Milli vurgusu ve Neo Osmanlıcılık arayışı ile Abdullah Öcalan’ın masajı örtüşmektedir.
Şimdi millet olarak, 16 Nisanda tercimizi yaparken cevaplamamız gereken sorular şunlardır;
2010 Haziranında, vesayeti kovacağız, terörü sonlandıracağız, ekonomiyi şahlandıracağız diye birlikte yola çıktıkları, FETÖ’yu vesayetle, ekonomik güçle ve terör ile tahkim edenlerin, en hafif deyimi ile gafletlerinin bir benzerini başımıza getirmelerini, bize içirdikleri zehirli suyun, daha da dozajı artmış halini, içme gafletinde bulunacak mıyız, bulunmayacak mıyız?
16 Nisanda, tek adamın denetimi sevk ve idaresinde inşa edilmeye çalışılan “yeni Türkiye’nin” duvarına tuğla olacakmıyız, olmayacak mıyız?
Federatif yapıya, bölünmeye, tapumuzu deldirmeye evet diyecekmiyiz, demiyecekmiyiz?
Tabi ki, gaflette bulunmayacağız, tuğla olmayacağız, evet demeyeceğiz…
Yedi düvele karşı kurtuluş savaşı veren ve Türkiye Cumhuriyetini kuran, Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, boz kalpaklı kuvvacıların çocukları, torunları olarak, tabi ki HAYIR diyeceğiz, gaflet ve delalet içinde olanları da, el birliği ile uyarmaya ve uyandırmaya çalışmaya devam edeceğiz…
Ne Mutlu Türküm Diyene…