15 yılda yüzde 365 enflasyon yaratıldı

0
30

Ekim ayı enflasyon rakamları rekor kırdı. Daha önce, ekonomimiz “rekorlar doymuyor, enflasyon yüzde 12’lere vuracak gibi” diye belirtmiştik. “Hamdolsun” ki olsun sadece binde 10 oranında yanıldık.

Hiç olmazsa enflasyon tahminlerinde Merkez Bankası gibi her üç ayda bir üç beş puana varan yanılgılara, yanlışlıklara düşmedik.
Şimdi lütfen kalkıp da “düşecek, belini kıracağız, tepesine bineceğiz, ezeceğiz gibi sahte ümitlere kimse heves etmesin. Bu enflasyon kalıcı. Öyle bir iki yıl içinde yüzde yedilere, sekizler inmez. Nedeni basit: enflasyon artık tüketim değil maliyet ve kurlardaki oynamalardan kaynaklanıyor.
Enflasyonda yakın zaman rekorlarının kırıldığı açıklamasının yapıldığı gün, 3 Kasım 2017, ilginç bir tesadüfü de barındırıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin İktidara geldiği 3 Kasım 2002 seçimlerinin de yıldönümü. Geçen 15 yılda yaşanan enflasyon ise yüzde 365. işin Türkçesi hayatımız yaklaşık 3.5 kat pahalılaşmış. 2002 yılında bir liraya aldığımız bir ürün için bugün 3.5 lira ödüyoruz. Bir bu kadar ekonomi büyüdü, dış ticaret gelişti denebilir. Ama asıl olan bunları düşük enflasyona gerçekleştirmek.
Vatandaş için yüzde 12 demek yüzde 15, yüzde 20 demek. Herkes tüm mal ve hizmetlerin fiyat çıktılarını gelecek ayların enflasyonuna göre düzenliyor. Düzenleme yapanların başında devletimiz geliyor. 2018 yılında değerleme oranını yani harç ve cezalardan alınan ücretleri yüzde 14.4 oranında artırıldı. “Efendim enflasyonla ne ilgisi var?” demeyin. Artık çift haneli her rakam ekonomiye “psikolojik baskı” yapıyor, Ayrıca madem enflasyon düşecek, niye bu kadar yüksek artış?.
Enflasyonda kalıcı, somut çıktıları olacak kararlar yerine artık detaylarda, mikro işlerde boğulup kalıyoruz. Yastık altı altınların bankalara getirilmesini istiyoruz, dövizle işi olmayan işletmelerin döviz almalarını yasaklıyoruz. Esasında yapılan bu çalışmada tüm işletmelere belirli oranlara kadar dövizle borçlanma, doğrusu “dövizle oynama” yasağı getiriliyor.
Başbakan Yardımcısı Şimşek’in açıklamalarına göre 25 bin firmanın döviz açığı var. Bunlardan iki bini döviz açıklarının yüzde 83’üne sahip. Verilerine göre Türkiye’deki bankaların döviz açığı da 74 milyar, bankacılık dışı sektörlerin açığı da 61.8 milyar dolar. Bu açıklar bir gecede kapatılmayacak ama giderek artan döviz talebini gösteriyor.
Türkiye insanı 2001 krizinden önce yüzde 140’lara varan enflasyonları gördü, yaşadı. Sonunda yeterli önemler alınmayınca sonunda hem kendisi hem de devleti “duvara tosladı”. Yaşananların ekonomik ve siyasi faturalarını fazlasıyla ödedi.
Geçmişte yaşanan krizlerin temelini hep kamu açıkları belirledi. Şimdi Meclis’te 2018 yılı bütçesi görüşülüyor. Açıkların kapatılması için hiç olmazsa yasal sınırlar koyulmalı.
Bu gidişle ekonomideki rekorlar her gün yenisi eklenecek. “Biz kendimiz kemer sıkalım yoksa başkalarının zorlamalarıyla kemer sıkarız, bir on yıl daha kendimize gelemeyiz.